Ahtapotun Sekiz Kolu ve Dağıtılmış Zekâsı
Sinir hücrelerinin üçte ikisi kollarda olan bir canlı nasıl karar verir? Merkezsiz bir zekânın çalışma biçimi.
Nihan Yalçın 6 dk okuma
Bir akvaryumun köşesinde duran ahtapot, camın arkasından bakan insanı fark eder ve gözünü ona çevirir. Kolları o sırada başka işlerle meşguldür; biri taşın altını yoklar, biri kum karıştırır, biri hiçbir şey yapmadan dalgalanır. Aynı canlının aynı anda birden çok işle uğraşıyor gibi görünmesi tesadüf değildir. Ahtapotun sinir sistemi, bildiğimiz hayvanların çoğundan bambaşka bir mantıkla kurulmuştur.
Omurgalı hayvanlarda karar tek merkezde alınır. Beyin emreder, sinirler taşır, kaslar uygular. Ahtapotta ise sinir hücrelerinin büyük çoğunluğu merkezde değil, kolların içindedir. Bu, kolların kendi başına algılayıp kendi başına davranabildiği anlamına gelir. Ortada bir yönetim vardır ama bu yönetim, ayrıntıya karışmayan bir yönetimdir.
Sinir hücrelerinin dağılımı
Bir ahtapotun sinir hücrelerinin yaklaşık üçte ikisi kollarda bulunur. Her kolun kendi sinir ağı, kendi refleks devreleri ve kendi duyu işleme kapasitesi vardır. Merkezî beyin, bu sekiz yarı bağımsız birimden gelen özetleri alır ve genel yönü belirler.
Bu düzenin en çarpıcı sonucu şudur: bir kol, merkezî beyinden ayrı olarak da anlamlı hareketler üretebilir. Bir cismi kavramak, yüzeyi yoklamak, kendini geri çekmek gibi davranışlar kolun kendi devrelerinde çözülür. Beyin her emme çanağını ayrı ayrı yönetmek zorunda kalsaydı, sekiz kolun ve yüzlerce çanağın koordinasyonu imkânsız olurdu.
Bunu bir kuruma benzetmek mümkündür. Merkez "şu tarafa git, yiyecek ara" der; kolların her biri bu genel talimatı kendi bulunduğu yüzeye göre uygular. Merkez ne kadar adım atılacağını, hangi çatlağın yoklanacağını bilmez ve bilmesine gerek yoktur.
Kolun kendi hafızası
Kollardaki bağımsızlık yalnızca hareketle sınırlı değildir. Emme çanakları hem dokunma hem kimyasal algı yapar; yani ahtapot kollarıyla aynı anda dokunur ve tadar. Bir taşın altındaki bir yengeci görmeden, yalnızca kolun temasıyla ayırt edebilir.
Bu, duyusal bilginin büyük kısmının merkeze hiç ulaşmadığı anlamına gelir. Kol, temas ettiği yüzeyle ilgili kararı yerinde verir ve merkeze yalnızca sonucu bildirir. İnsan için bu, elinizin bir cebin içindekileri tek başına anlayıp yalnızca "burada anahtar var" bilgisini beyne göndermesi gibi olurdu.
Kendi koluna dolanmama sorunu
Sekiz esnek kolun, kemik olmadan, sonsuz sayıda biçim alabilmesi büyük bir kontrol sorunu yaratır. Yumuşak bir kol her yöne bükülebildiği için hareket seçenekleri neredeyse sınırsızdır. Ahtapotun bu sorunu iki yolla çözdüğü düşünülür.
Birincisi hareket kalıplarıdır. Kol bir cismi kavrarken rastgele bükülmez; dalga gibi ilerleyen belirli bir kasılma deseni izler. Bu desen, sonsuz seçeneği yönetilebilir birkaç şablona indirir.
İkincisi kendini tanıma mekanizmasıdır. Ahtapotun derisinde bulunan bir madde, emme çanaklarının kendi bedenine yapışmasını engeller. Böylece kollar birbirine dolanmaz; kimyasal bir "bu bana ait" işareti, karmaşık bir hesaplamanın yerini alır.
Renk göremeyen bir renk ustası
Ahtapotun en bilinen yeteneği, derisinin rengini ve dokusunu saniyeler içinde değiştirebilmesidir. Deride bulunan renk keseleri kasların çekmesiyle genişler ya da büzülür; altındaki yansıtıcı katmanlar parlaklığı ayarlar. Yüzeydeki küçük çıkıntılar ise dokuyu değiştirir, böylece hayvan sadece rengine değil, pürüzüne de bürünür.
Şaşırtıcı olan şudur: çoğu ahtapot türünün gözü tek tip renk algısına sahiptir, yani bildiğimiz anlamda renkleri ayırt etmez. Renksiz görüp renkli taklit eden bir canlı, ilk bakışta çelişki gibidir.
Bu çelişkiyi açıklamak için birkaç fikir öne sürülmüştür. Derideki ışığa duyarlı hücrelerin bilgi topladığı, göz bebeğinin biçimi sayesinde farklı dalga boylarının farklı derinliklerde odaklandığı ve bunun renk bilgisi sağladığı düşünülür. Kesin cevap henüz yoktur; bu, ahtapot araştırmalarının açık sorularından biridir.
Sorun çözme ve alet kullanımı
Ahtapotlar kapalı kapları açmayı, dar aralıklardan geçmeyi ve labirent benzeri düzenleri çözmeyi öğrenebilir. Deniz tabanında bulunan boş kabukları taşıyıp barınak olarak kullanmaları, alet kullanımı sayılan davranışlar arasında değerlendirilir; çünkü nesne o an değil, sonradan kullanılmak üzere taşınmaktadır.
Yumuşak bedeni, onlara bir başka avantaj verir. Gagaları dışında sert hiçbir yapıları olmadığı için, gaganın geçebildiği her delikten geçebilirler. Bu esneklik, hem kaçmayı hem saklanmayı kolaylaştırır ve akvaryum bakıcılarının en çok uğraştığı özelliktir.
Kısa ömrün getirdiği kısıt
Bu kadar gelişmiş bir sinir sistemine sahip bir canlının ömrü genellikle bir ila iki yıldır. Üreme çoğu türde tek seferliktir ve sonrasında hayvan hızla zayıflar. Dişi yumurtalarını korur, o dönemde beslenmez ve yavrular çıktıktan kısa süre sonra ölür.
Bu kısa ömrün önemli bir sonucu vardır: ahtapotlarda kültür aktarımı yoktur. Yavru, ebeveynini hiç tanımaz; öğrendiği her şeyi kendi hayatı içinde, sıfırdan öğrenir. Sosyal öğrenmenin neredeyse hiç bulunmadığı bir canlının bu düzeyde sorun çözebilmesi, zekânın tek bir yoldan gelişmediğinin en güçlü kanıtlarındandır.
Üç kalp ve mavi kan
Ahtapotun üç kalbi vardır. İkisi solungaçlara kan pompalar, biri bedenin geri kalanına dağıtır. Kanlarındaki oksijen taşıyıcı molekül demir değil bakır temellidir; bu yüzden kanları kırmızı değil mavimsi görünür.
Bakır temelli taşıyıcı, soğuk ve oksijeni az sularda demire göre daha verimlidir. Ancak yüksek tempolu hareketi desteklemekte zayıf kalır. Bu yüzden ahtapotlar kısa süreli hızlı kaçışlar yapabilir ama uzun süre yüksek tempoda kalamaz. Ana bedene kan pompalayan kalp yüzme sırasında durakladığı için, yüzmek onlar için yürümekten daha yorucudur; deniz tabanında kollarıyla adımlamayı tercih etmelerinin sebeplerinden biri budur.
Yalnız yaşayan bir canlı olmanın sonucu
Çoğu ahtapot türü yalnız yaşar. Karşılaşmalar genellikle kısa ve gergindir. Bu yalnızlık, zekâ ile toplumsallık arasında kurulan alışılmış bağı zorlar; çünkü memelilerde ve kuşlarda gelişmiş bilişin çoğu, grup içinde yaşamanın gereklerine bağlanır.
Ahtapotta baskı farklı yerden gelmiş görünür: yumuşak bedenli, kabuksuz ve savunmasız bir canlı, çok sayıda avcının bulunduğu bir ortamda hayatta kalmak zorundadır. Saklanmak, kamufle olmak, kaçış yolu bulmak ve fırsatları değerlendirmek hayati hâle gelir. Zekâ burada sosyal değil, hayatta kalma odaklı bir çözümdür.
Kaçış araçları: mürekkep ve jet itki
Tehlike anında ahtapotun elinde birkaç seçenek vardır ve bunları sırayla kullanır. İlk tercih genellikle kaçmak değil, görünmez olmaktır; renk ve doku değiştirip zemine karışır. Bu işe yaramazsa beden büzülür, kollar toplanır ve hayvan en yakın çatlağa sığınır.
Son çare mürekkeptir. Salgılanan koyu bulut yalnızca görüşü kapatmakla kalmaz; içindeki bileşenler bazı avcıların koku alma duyusunu da bozar. Yani mürekkep hem gözü hem burnu yanıltan çift işlevli bir perdedir. Bulut bırakıldığı anda hayvan, huni adı verilen kas yapılı bir açıklıktan suyu kuvvetle püskürterek ters yöne fırlar.
Bu jet itki hızlıdır ama pahalıdır. Kısa mesafede etkili olur, uzun kaçışlarda enerjiyi hızla tüketir. Bu yüzden ahtapot kaçmayı ilk değil son seçenek olarak kullanır; saklanmak her zaman daha ucuzdur.
Farklı bir zekâ modeli neden önemli
Ahtapot, insanla ortak atasından çok uzun zaman önce ayrılmış bir soydan gelir. Bu, gelişmiş sinir sisteminin bizden bağımsız olarak, ikinci bir kez ortaya çıktığı anlamına gelir. Aynı sorunun iki farklı çözümünü karşılaştırma imkânı verdiği için bu durum bilimsel olarak son derece değerlidir.
Karşılaştırma bize şunu gösterir: zekâ tek bir mimariye bağlı değildir. Merkezî bir beyin de işe yarar, dağıtılmış bir ağ da. Birincisi bütüncül planlama ve uzun vadeli hafızada güçlüdür; ikincisi eşzamanlı işlem ve yerel tepki hızında. Ahtapot, ikinci yolun ne kadar ileri gidebileceğini gösteren en iyi örnektir.
Camın iki yanı
Bu canlıyı gözlemleyenlerin sık anlattığı bir izlenim vardır: bakıldığını fark eden ve karşılık veren bir varlıkla karşılaşma hissi. Bu izlenim ölçülebilir bir veri değildir ve insanın kendi deneyimini başkasına yansıtma eğilimi burada güçlüdür.
Yine de sekiz kolun her birinin kendi kararını verdiği, derinin görmeden renk değiştirdiği ve tüm bunların iki yıla sığdığı bir bedeni düşünmek, zekâyı tek bir ölçekte sıralama alışkanlığını sarsar. Ahtapot, "ne kadar akıllı" sorusundan çok "hangi biçimde akıllı" sorusuna davet eden bir canlıdır.